Limantepe

Arkeolojik belgeler, Ege denizinde en erken denizaşırı yolculukların M.Ö. 11 Binlerden (Mezolitik Çağ) itibaren gerçekleştirildiğine işaret etmektedir. Bu ilk yolculuklar , Kiklad Adaları ’ndan biri olan Melos adasındaki obsidyen kaynaklarının kullanımına yönelik olarak gerçekleştirilmiştir. Neolitik dönemden itibaren çok geniş bir coğrafyada bilinçli olarak kullanılan Melos kökenli obsidyen , madenciliğin henüz fazla gelişmediği Kalkolitik dönemde de oldukça yoğun olarak kullanılmıştır.





 

Urla Limantepe Kazısı

Başkanlığını Ankara Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Hayat Erkanal ’ın yaptığı “İzmir Bölgesi Kazı ve Araştırmalar Projesi ” (IRERP ) kapsamında 1990’lı yıllardan itibaren İzmir Bölgesinde gerçekleştirilmeye başlanan kazı ve yüzey araştırmaları sonucunda Batı Anadolu sahil kesiminin tarih öncesi çağlarına ait daha önceden bilinmeyen arkeolojik verilere ulaşılmıştır. Bu proje kapsamında tamamı İzmir körfezi çevresinde yer alan Liman Tepe, Panaztepe , Bakla Tepe, Kocabaş Tepe ve Çeşme – Bağlararası ’nda arkeolojik kazılar gerçekleştirilirken, Urla Yarımadası, Menemen Bölgesi ve Menderes Ovası ’nda da yüzey araştırmaları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar sonucunda İzmir bölgesinin Neolitik Çağdan Geç Tunç Çağı sonuna kadar olan kültürel gelişim süreci büyük ölçüde aydınlanmaya başlanmış, Batı Anadolu ’nun Ege tarih öncesi kültürlerine olan mühim katkıları ortaya konmaya başlanmıştır.

Urla Limantepe Kazısıİzmir Bölgesi Kazı ve Araştırmalar Projesi kapsamında gerçekleştirilen çalışmaların en mühim çıkış noktasını Liman Tepe kazıları oluşturmaktadır. Liman Tepe İzmir ili Urla ilçesinde , İskele mahallesinde yer alan , tarih öncesi dönemlere tarihlenen bir liman kentidir. Neolitik Çağ’dan Geç Tunç Çağı’na kadar kesintisiz olarak iskân edilmiş olan bu yerleşme , Klasik çağlarda Klazomenai adını alarak iskân edilmeye devam etmiştir. Liman Tepe bu özeliğiyle Batı Anadolu sahil kesimi ve tüm Ege dünyasında en uzun süre kesintisiz olarak iskân edilen yerleşmelerden biri olmaktadır. Sahilde yer alması sayesinde, özellikle Bronz Çağları boyunca önemli bir liman kenti olarak görev yapmış olan Liman Tepe, bu özelliği sayesinde Erken Tunç Çağı ’nda Ege’nin en mühim liman kentlerinden biri haline gelmiştir.

Erken Tunç Çağı’nda Liman Tepe

Urla Limantepe KazısıErken Tunç Çağı I’den itibaren savunma sistemi ile çevrili kuvvetli bir yerleşmenin tespit edildiği Liman Tepe’de ETÇ I ’e (M.Ö. 3. binyıl başı ) ait savunma sistemine dayanan ve arkeoloji literatüründe “uzun evler ” olarak adlandırılan tek mekanlı, dikdörtgen planlı yapılar karşımıza çıkmaktadır. Bu yapılar yan yana, birbirine paralel olarak inşa edilmiş ve ortak duvarlara sahiptir. 3 -4 evin bir araya gelmesi ile oluşan insulalar (yapı adacıkları), sokaklarla birbirinden ayrılarak Liman Tepe ’nin Erken Tunç Çağı I’deki yerleşim modelini oluşturmaktadır. Liman Tepe bu dönemde özellikle Kiklad Adaları ile denizaşırı ilişkilere sahip bir liman kenti konumuna ulaşmıştır. Savunma sistemine dayanan bu uzun evler içerisinde ele geçen bol sayıda Melos kökenli obsidiyen ve Batı Kiklad Adaları ’nda ve Kıta Yunanistan’da üretilmiş olan urfirnis astarlı sos kabı parçaları ile Kiklad Adaları ’na has krem üzerine kara boyalı seramik örnekleri, Liman Tepe’nin Erken Tunç Çağı I döneminde Ege deniz ticaretinde oynadığı rolü göstermektedir. Bu yapılar içinde ele geçen arkeolojik buluntular, konut olarak kullanımlarının yanında endüstriyel işlevlerine de işaret etmektedir. Obsidyen , kemik eşya ve tekstil üretiminin yanında yoğun bir şekilde maden işçiliği aktivitelerinin de gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

Erken Tunç Çağı II döneminde (M.Ö. 3. binyıl ortası ) Liman Tepe’de yerleşim modelinde yeni bir anlayışa gidildiği göze çarpmaktadır. Bu dönemde eski savunma sistemi iptal edilerek daha güneye kaydırılmış , böylece yerleşme içerisinde daha geniş bir alan elde edilmiştir. Erken Tunç II döneminde yeniden inşa edilen savunma sistemi eskisinden fazla daha güçlü bir şekilde, bu kez at nalı şeklinde kulelerle desteklenerek inşa edilmiştir. Bu dönemde, Erken Tunç Çağı I’den farklı olarak bir dahil kale ve aşağı şehirden oluşan organize bir şehir planı karşımıza çıkmaktadır. İç kalede daha fazla dini ve idari amaçlı anıtsal yapılar yer alırken aşağı kent halkın oturduğu evlerden oluşmaktadır.

Bu dönemde İç Anadolu ve Ege ile bağlantılı çok sayıda buluntu açığa çıkması , Liman Tepe ’nin eskisinden daha da kuvvetli bir liman kenti haline geldiğini, hatta Erken Tunç Çağı II Ege ’sinin en önemli limanlarından biri konumunda olduğunu göstermektedir.

Liman Tepe Sualtı Araştırmaları

E açması, kazı çalışmaları

Urla Limantepe Kazısıİlk kez 1995 yılında farkedilen bir hava fotoğrafında , Liman Tepe ’nin derhal kuzeyinde deniz altında uzanan mimari bir düzenleme olduğu tespit edilmiştir. Yerleşmenin Erken Tunç Çağı II dönemine ait topografik yapısıyla tam bir uyum gösteren bu düzenleme , karayı deniz kesiminden oval bir şekilde çevreleyerek tekrar karaya bağlanmaktadır. Erken Tunç Çağı II savunma sisteminin devamı şeklinde uzanan bu mimariyle bağlantılı , kuzeybatıya doğru uzanan masif bir mendirek ve buna bağlı daha küçük bir dalgakıran tespit edilmişir.

Hava fotoğrafı üzerinde görülen bu kalıntılar üzerine , Liman Tepe kazı ekibi tarafından 1995 ve 1996 yıllarında deniz altında yapılan ölçüm ve çizim çalışmaları sonucunda bu mimari kalıntıların ilk planına ulaşılmıştır. 40 m. genişliğinde ve 135 m. uzunluğundaki ana yapı karadan başlayarak deniz içine bir yay şeklinde uzanmakta ve 25 m. uzunluğundaki ikinci öğe da uca yakın bir noktada yaklaşık 90 derecelik bir açıyla anne yapıya bağlanmaktadır. Liman Tepe ’nin bir liman kenti olarak Ege deniz ticaretinde önemli bir rolünün olduğu arkeolojik verilerle de desteklenmişken , bugün deniz altında kalmış olan bu kalıntıların eski bir limana ait olması oldukça güçlü bir olasılığı yansıtmaktaydı. Özellikle bu oluşumun Erken Tunç Çağı yerleşimiyle bir bağlantısının olup olmadığı sorusu üzerine, bu kalıntıların karada açığa çıkarılan sistem ile karşılaştırması yapılmış ve hem topografik düzenleme hem de mimari teknik açıdan bu kalıntıların aynı döneme ait olabileceği düşünülmüştür. Bu durumun arkeolojik kanıtlarla desteklenebilmesi ve kalıntıların tarihlemesinin yapılabilmesi amacıyla da Liman Tepe ’de su altı kazılarını gerçekleştirilmesine karar verilmiştir.

Urla Limantepe Kazısıİsrail’de Haifa Üniversitesi uzmanları ile gerçekleştirilen görüşmeler sonrasında Ankara ve Haifa Üniversiteleri tarafından ortaklaşa gerçekleştirilecek bir sualtı kazı projesinin temelleri atılmış ve 2000 yılında ilk kazı sezonu gerçekleştirilmiştir. Ankara Üniversitesi adına Prof. Dr. Hayat Erkanal ve Haifa Üniversitesi adına Prof. Michal Artzy ve merhum Prof. Avner Raban ’ın eş-başkanlığında başlayan proje 2000 yılından bu yana kesintisiz olarak devam etmektedir.

 

 

E açması, çizim çalışmaları

Liman Tepe ’nin sualtında kalan kesiminin karakterini anlamak ve tarihlemesini yapabilmek amacıyla başlatılan sualtı kazıları yanında tarihsel süreç boyunca değişen kıyı çizgisinin belirlenmesi ve tarih öncesi dönemlerde Liman Tepe ’yi çevreleyen atmosferi ve bölgede gerçekleşen tektonik olayları daha iyi anlayabilmek amacıyla Kanada McMaster Üniversitesi’nden Dr. Joe Boyce ve Dr. Eduard Reinhardt başkanlığında gerçekleştirilen jeofizik ve jeomorfolojik çalışmalar da sualtı kazılarıyla eş zamanlı olarak sürdürülmektedir.

Sualtı kazıları kendine özgü birtakım uygulamalar ve adaptasyonlar dışında, teknik ve uygulama olarak derhal hemen karadakine benzer yöntemlerle sürdürülmektedir. Deniz tabanı altındaki tabakalaşmayı anlamak ve mendirek yapısının karakterini ortaya koymak amacıyla farklı alanlarda kazı çalışmaları yürütülmektedir.

Su altı kazılarının önemli bir bölümü limanın dahil kesiminde gerçekleştirilmektedir. Tıpkı karada olduğu gibi bu alanda da stratigrafik bir gelişimin olup olmadığını anlamak amacıyla derinleşilmektedir. A alanı olarak adlandırılan açma liman içerisinde, mendirek yapısıyla dalgakıranın birbirine bağlandığı köşede yer almaktadır. Çalışmaların amacı, dalgakıranla mendireğin birbiri ile olan ilişkisine bir açıklık getirmek ve bunların mimari inşa teknikleri hakkında bilgi edinmekti. Bu alanda ilk sene gerçekleştirilen kazılarda mendireğin eğimli yüzeyi üzerine saçılmış , derine doğru devam eden büyük pithos parçaları tespit edilmiştir. İlk anda bunların bir batık kargosu olma ihtimali belirmişse de, bu yönde herhangi bir buluntu ele geçmemiştir. Tipolojik karşılaştırmalar bu örnekler için Klasik dönemden Roma Çağı ’na kadar çok geniş bir aralığı yansıtmaktadır. Pithoslar karada olduğu gibi , gemilerde de depolama amaçlı ve içindeki ürünleri deniz suyu serpintisinden korumak amacıyla kullanılmaktaydı. Bu parçalarla beraber herhangi bir batığa işaret eden buluntuların ele geçmemesi yanında, bu parçaların mendirek yapısı üzerinden aşağıya doğru yayılmış bir şekildeki konumları da burada ikincil bir depozit olarak bulunduklarını düşündürmektedir. Hiçbir parçanın birbiriyle uyuşmaması da bu görüşü desteklemektedir.

Liman içinde bugüne değin gerçekleştirilen çalışmalarda, günümüz deniz tabanının 2 -3 m. altında fazla sayıda seramikle birlikte hayvan kemikleri , ahşap parçalar ve zeytin çekirdekleri gibi organik malzemenin de ele geçtiği bir eski deniz yatağı saptanmıştır. Seramik örnekler ışığında bu taban M.Ö. 600 ’e (Arkaik Dönem) tarihlenmektedir. Seramik örneklerin ele geçtiği seviye , mendirek kısmında da aynı şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bundan hareketle bu ikincil yapının Arkaik deniz tabanı üzerine oturduğu söylenebilir.

Dalgakıranın ucuna doğru açılan ve A3 alanı olarak adlandırılan kesitte gerçekleştirilen çalışmalarda bu yapının dahil yapısı ve inşa karakterinin anlaşılması hedeflenmektedir. Bu çalışma sonucunda dalgakıranın inşasında çoğunlukla, tıpkı mendirekte olduğu gibi, beyaz renkli levha halinde kireçtaşlarının (Urla taşı ) kullanıldığı anlaşılmıştır. Aynı taş cinsi özellikle Erken Tunç Çağı II savunma sisteminin inşasında da kullanılmıştır. Dalgakıranın inşaat tekniğinin araştırılması sırasında yer yer düzgün inşa edilmiş taş sıraları açığa çıkarıldıysa yer yer yığma şeklinde taşlarla da karşılaşılmıştır. Dalgakıran ve mendirek, tıpkı karada açığa çıkarılan savunma sistemi gibi aşağıya doğru meyilli olarak genişleyen bir yapıya sahiptir. Araştırmalar sonucunda bu yapının Arkaik döneme tarihlenen liman içinde sakin ve güvenli bir ortam yaratmak için inşa edilmiş dalgakıran olduğu kesin bir şekilde ortaya konmuştur.

E açması, kazı çalışmaları

Urla Limantepe KazısıBunu destekleyen başka bir buluntu Arkaik deniz tabanının yaklaşık 70 cm. altında açılı bir durumda ele geçen ahşap -metal karışımı buluntudur. Koruyucu metal baş kısmı , parçanın sediman içindeki duruş açısı ve dalgakıranla ilişkili olarak konumu bunun ahşap bir çıpanın kırık kolu olduğunu göstermektedir. Tipolojik açıdan tek kollu çıpaların bir örneğini yansıtan bu buluntu , alanda denizcilik aktiviteleriyle ilgili olarak ele geçen en mühim buluntu olmasının yanı sıra , dünyadaki en eski örneklerden birini yansıtması açısından da ayrı bir öneme sahiptir.

Mendireğin kuzeyinde C alanında gerçekleştirilen çalışmalarda, Osmanlı dönemine ait bir kadırgaya ait olabilecek çeşitli kalıntılara rastlanmıştır.

Batık bir gemiye ait olan çeşitli ahşap parçaları yanında kazı çalışmalarının başlamasından önceki yıllarda aynı alanda ele geçen top gülleleri ve sırlı seramik , bu kalıntının olasılıkla büyük mendireğe çarpıp parçalanan bir gemiye ait olduğunu göstermektedir.

D alanı olarak adlandırılan kazı alanı mendireğin üst kısmında yer almaktadır. Bu açmada yüzeyde mimari düzenlemelere ait olabilecek sıralı taş düzenlemeleri tespit edildiyse de bu kalıntılar herhangi bir bütünlük göstermemekte ve bağlı bir tabakayla ilişkilendirilmemektedir. D alanında gerçekleştirilen çalışmalarda stratigrafik bir gelişimin olup olmadığının anlaşılması amaçlanmıştır. Bu bağlamda mendireğin inşaatı hakkında daha detaylı verilere ulaşılması planlanmaktadır.

Bu alanda gerçekleştirilen çalışmalarda – 5.30 metreye kadar inilmiş ve çoğunlukla Arkaik döneme ait çeşitli dolgulara rastlanmıştır. Bol sayıda fındık , zeytin çekirdekleri ve çeşitli karbonlaşmış kalıntılara da rastlanılan bu alanda, Arkaik döneme ait boyalı ve boyasız fazla miktarda seramik tespit edilmiştir. Amphoralar , mutfak kullanımına uygun örnekler yanında boya bezeli ve kaliteli çok sayıda seramik oldukça ilgi çekicidir. Kapların büyük çoğunluğunun içinin bir çeşit reçineyle kaplı olması, bunlar içerisinde taşınan zeytinyağı ve şarap gibi maddelerin sızmasını önlemek amacıyla yapılmış olmalıdır. Bu dönemde özellikle zeytinyağı üretimi konusunda önemli bir merkez olduğunu bildiğimiz Klazomenai’ın limanı olarak kullanılmış olması gereken bu alanda, bu tipte malzemelerin ele geçiyor olması , Klazomenai zeytinyağlarının ithal edilişi ve ne tür kaplar içeriside ithal edildiği hakkında önemli veriler sunmaktadır.

D alanında daha da derinleşildiğinde daha erken dönemlere ait tabakalara girildiği görülmüştür. 2003 sezonu sonunda büyük ihtimalle Geç Tunç Çağı ’na ait olması gereken seramik örneklerinin yoğunlaşmaya başladığı göze çarpmıştır. Kazılar sırasında yer yer Orta Tunç Çağı veya Erken Tunç Çağı’na ait seramik parçaları da karışık olarak ele geçmektedir.

2007 yılında öncekilere ek olarak tekrar mendireğin iç kesiminde E alanı olarak adlandırılan yeni bir açmada çalışmalara başlanmıştır. Mendireğin günümüz deniz tabanıyla birleştiği yerde, A alanının 4 m. güneydoğusunda 4×6 m2’lik bu alandaki

20120805_122700E açması , kazı çalışmaları

Ana hedef , önceki sene çalışmaları sonucunda saptanan stratigrafik depozit içinde daha erken tabakalara inilmesi, bir yandan da önceki yıllarda yapılan çalışmalar sonucu açığa çıkan stratigrafinin test edilmesiydi. A alanında olduğu gibi burada da , aynı derinlikte, mendirek yüzeyinden aşağı doğru yayılan pithos parçaları tespit edilmiştir. Bu durumda söz konusu birikimin doğuya doğru devam ettiği anlaşılmaktadır. Parçaların eğimli bir şekilde yayılımı ve güneye doğru gidildikçe derinliğin artması ve yoğunluklarının azalması göz önüne alındığında , bu parçaların bir şekilde mendirek üzerinden yuvarlanmış ya da insan eliyle atılmış olduğu sonucu çıkmaktadır. Mendirek taşları arasında yer yer benzer parçaların bulunması da bu görüşü desteklemektedir. E alanındaki kazılar, ulaşılan derinliğe kadar, liman içi olarak adlandırabileceğimiz alanda homojen bir stratigrafinin olduğunu göstermiştir. Derinlere inildikçe , münferit olmakla beraber, Tunç Çağları ’na ait seramik parçalarının da ele geçmesi , liman tesislerinin daha erken kullanım evrelerine ilişkin ipuçları olarak yorumlanabilir. Bu nedenle önümüzdeki sezonlarda bu alan daha da genişletilerek var tabakalaşmanın tam anlamıyla ortaya konması hedeflenmektedir.

Sualtı kazıları ile paralel olarak gerçekleştirilen jeomorfoloji çalışmaları çerçevesinde antik çağlardaki kıyı çizgisi ve Liman Tepe ile çevresinin tarih öncesi dönemlerdeki topografik yapısının belirlenebilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda karada günümüz kıyı çizgisi boyunca , Liman Tepe yerleşmesi içerisinde ve çevredeki dere yatakları ile alüvyonlu alanlarda çeşitli jeolojik sondajlar yapılmış ve analizlerinin yapılması amacıyla toprak örnekleri alınmıştır. Karadan alınan örnekler yanında , sualtında liman olarak tanımlanan alan içerisindeki depozitlerin ne kadar derine gittiğini saptamak amacıyla “water jetting ” çalışmaları yapılmış bunun yanında vurmalı ve titreşimli metodlar kullanılarak su altından sediman örnekleri toplanmıştır. Ayrıca Echo-Sounder ve sismik kesit yöntemleriyle de jeofizik araştırmalar yürütülmektedir. Benzer misal toplama çalışmaları limanın dışında kalan alanda ve karada da bazı kesimlerde yürütülmektedir. Bu farklı alanların sonuçları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmektedir.

Urla Limantepe KazısıBu tür araştırmalar , kazı çalışmalarında elde edilen verilerin karşılaştırmasının yanında farklı boyutlar da sunmaktadır. Dr. Joe Boyce ve ekibi tarafından Liman Tepe sualtı kazı alanı ve çevresinde gerçekleştirilen taramalar sonucu, deniz tabanı altında çok sayıda olası arkeolojik depozit ve mimari kalıntılar saptanmış, bunun yanı sıra Karantina Adası ’nın doğusunda bugüne dek bilinmeyen bir mendirek kalıntısı da tespit edilmiştir. Adanın garp tarafında Klasik dönemde kullanılmış bir liman olduğu bilinmekteydi. Kesin tarihlendirme için detaylı çalışmalar gerekmesine rağmen bu yeni kalıntı da olasılıkla aynı dönemde kullanılmış ikinci bir liman tesisi olmalıdır.

Bugüne kadar sürdürülen kazı çalışmaları sonucunda gelinen noktada , Liman Tepe’nin Ege denizi altında kalan kesiminde en azından Arkaik dönemden itibaren liman olarak kullanılmış bir mimari düzenlemenin varlığı kanıtlanmıştır. Eldeki veriler bu liman düzenlemesinin ilk inşasının daha erken dönemlere tarihlenebileceğini göstermektedir. Bu bağlamda sualtı kazıları önümüzdeki sezonlarda daha detaylı bir stratigrafi elde edebilmek amacıyla derine doğru devam edecektir.

E açması , kazı çalışmaları

Liman tesislerinin kullanımının ne vakit sona erdiği tam olarak anlaşılamamakla birlikte , büyük olasılıkla, bu yapıların , sualtında kalmalarından evvel işlevlerini yitirdikleri düşünülmektedir. Bunu gösteren en mühim kanıt, liman tabanının kalın bir çamur tabakasıyla kaplı olmasıdır. Bu tür bir tabaka ancak korunumlu / düşük -enerji seviyesi koşullarında oluşabilir. Diğer bir deyişle , ancak kalıntıların su üstündeyken , iç kesimde korunaklı, lagün benzeri bir ortam oluşturması sonucu çökelmiş olabilir. Bu tabaka içinde seramik ya da diğer buluntuların çok az sayıda ele geçmesi de çamur tabakasının çökelmesi sırasında liman alanında hiç aktivite olmadığını ya da çok az bulunduğunu göstermektedir.

Liman Tepe’de interdisipliner bir şekilde yürütülen sualtı çalışmaları çok mühim bir olguyu da gündeme getirmiştir. Özellikle Batı Anadolu gibi deniz seviyesi değişimlerinin ve tektonik hareketlerin tarih boyunca çok yoğun olarak yaşandığı bölgelerdeki sahil / kıyı yerleşimlerinde yürütülen arkeolojik çalışmalar mutlaka sualtı boyutu da düşünülerek değerlendirilmelidir. Bu sayede olaylara daha geniş bir perspektiften ve bütüncül bir şekilde yaklaşmak mümkün olmaktadır.

Sualtı araştırmaları gerek maliyet gerekse teknik donanım yüzünden ülkemizde arkeologlar tarafından ne yazık ki çok önemsenmemiş hatta göz ardı edilmiştir. Bunun sonucunda, dünyadaki gelişime de paralel bir şekilde, bu alandaki çalışmalar daha çok disiplin dışından araştırmacılar tarafından yürütülmüş ve amatör düzeyde kalmıştır. Oysaki, bugüne dek gerçekleştirdiğimiz çalışmaların da gösterdiği gibi , bir dalgıcı arkeolog yapmaktansa bir arkeoloğu dalgıç yapmak fazla daha kolaydır. Anadolu gibi üç yanı denizlerle çevrili bir coğrafyada sualtı kültür varlıklarının zenginliği ve önemi şüphe götürmez bir gerçektir. Ne yazık ki , bunu değerlendirmek bir yana bu konuda henüz kapsamlı bir envanter çalışması bile mevcut değildir. Bu yüzden , bu konunun ilgili tüm kurum ve kuruluşların da katkıları sağlanarak , bilimsel bir düzeyde ele alınıp – gerekli yasal düzenlemelerin de gerçekleştirilmesiyle – değerlendirilmesi gerekmektedir.

Liman Tepe ’de çok boyutlu ve uluslararası kapsamda yürütülen çalışmalar Türkiye’de bu alanda bir ilki temsil etmekle beraber, Ankara Üniversitesi mensupları ve öğrencilerinden oluşan deneyimli bir kadronun bu alanda yetişmesine de olanak sağlamaktadır. Bunun sonucunda, Urla merkezli olarak 2006 yılında resmen faaliyete geçen Ankara Üniversitesi Sualtı Arkeolojik Araştırma ve Uygulama Merkezi gerek ekip gerekse teknik donanım olarak bütün ihtiyaçlarını tamamlayarak çalışmaları bağımsız olarak yürütecek bir konuma gelmiştir. Merkezin Urla -Çeşmealtı ’nda yer alan ve aynı zamanda Liman Tepe kazı evi ve depolarının bulunduğu yerleşke alanı Urla Belediyesi tarafından Ankara Üniversitesi ’ne tahsis edilmiş olup, 2008 yılı içerisinde Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı (TINA ) aracılığı ile Sayın Mustafa Koç tarafından yaptırılacak altı tane yeni binayla birlikte altyapı çalışmaları da tamamlanmış olacaktır.

Urla Limantepe Kazı AlanıE açması , kazı çalışmaları

Diğer mühim bir gelişme kuruluş çalışmaları halen süren Urla Sualtı Arkeoloji Müzesi ’dir. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı , Ankara Üniversitesi ve Urla Belediyesi tarafından yürütülen çalışmalar sonunda Urla kent merkezinde bulunan eski Tekel binaları Ankara Üniversitesi ’ne devredilmiş ve bakanlık ile üniversite arasında imzalanan protokol sonucunda burada üniversiteye bağlı olarak bir Sualtı Arkeoloji Müzesi kurulması karara bağlanmıştır. Ülkemizde Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi ’nden sonra ikinci olacak bu kurum sayesinde bu çalışmalar yeni bir boyut kazanacaktır. Şu aşamada müze binalarının restorasyon projeleri onaylanmış olup, gerekli tamir çalışmalarından sonra önümüzdeki yıllar içinde müzenin faaliyete geçmesi planlanmaktadır.

Bu sayede, Türkiye’de büyük eksikliği duyulan ve arkeolojik açıdan çok mühim bulgular sunan bir alanda, Sualtı Arkeolojik Araştırma Merkezi ve Müze sayesinde Urla merkezli büyük bir adım atılmış olmaktadır.


Back to Top ↑